19 Nisan 2010 Pazartesi

Bir Ankara Hikayesi

Ankara kalesine doğru çıkan yokuşu birlikte sessizce tırmandılar....
Sustular...Sustukça kelimeler büyüdü aralarında...
Susarak yanyana yürüdüler.Yanlarında kelimelerle..Ardında kelimeleri sürükleyerek yürüdüler.
Kalenin içinde bir bahçeye girdiler.Birer şeftali suyu söyleyip oturdular...
Bir kaç kelime etti adam...
Bir kaç kelime ağzından çıktı kadının.
Ama yol boyunca eşlik etmiş kelimeler etraflarını sardılar.
Kadın susup gözlerine baktı adamın...
Adam susup gözlerine baktı kadının ...
Çevrelerini saran kelimeler ağızlarında dökülmeye gerek duymadan onları sardılar.

Orada ne kadar oturdular bilmiyorum.Ben karşıdan izlediğimde susuyordu her ikisi de.Tek kelime etmeden birbirlerine bakıyorlardı .Arada gülümseyip başlarını sallıyorlardı...Öylece izledim onları...Anlamam için biriyle konuşmak için sözcüklerin ağızdan değil yürekten çıkmasının yetebileceğini yıllar geçmesi gerekti...Ve yıllar geçti....

Şimdi biliyorum ki...
Bazen sözcüklere gerek yoktur birine herşeyini anlatmak için...


sezen aksu-biliyorsun(o kadın filmi)

izlesene.com
 
haklısın...
biraz geç karşılaştık...
oysa hiç konuşmadan anlaştık...
bazı şeyler var ki söylenmiyor
biz senle sözleri susarak aştık....
insan acılarla kıvransa da
ve o aşkla bir daha doğsa da
dünyasını yeniden kursa da
düşler ve gerçekler ayrı ayrı yaşar........

12 Nisan 2010 Pazartesi

Julia Child Hakkında

Time'a kapak olmuş bir kadından bahsediyoruz.Öldüğünde kraliçe öldü başlığı varmış gazetelerde..O Amerika'ya yemek pişirmeyi öğreten kadın...Kocasıının görevi nedeniyle 34 yaşında gittiği Fransa'da önce Corden Bleu'yu bitirip sonra da yemek kitabı yazarak başladığı serüveni öelene kadar mutfakta sürmüş bir kadın o...Türkçeye çevrilmiş kitabı yok ne yazık ki..Videoları bile ingilizce.Ama işin özü yemek yapmak ve lisan net.Ne dersiniz?

omlet yapmanın altın kuralları ..izleyin...

Yemek filmleri ya da yemekli filmler

Mutfakla ilgili filmlere bayıldığımı söylemek pek yanlış olmaz sanırım.Arkadaşlarım da bunu bilirler.Bu yüzden Julie ve Julia daha vizyona girmeden benim vizyonuma girmişti.Film hakkında yazmak içinse neden bekledim bilmiyorum.
http://www.imdb.com/title/tt1135503/

Film hakkında detaylı bilgiyi yukarıda bulabilrsiniz.Filmin tam benlik olması dışında beni en çok etkileyen tarafı Julie'yi gayet iyi anlamamdı.Filmin kahramanı 30 yaşın girmek üzereyken birden aslında hayatının bir amacı olması gerektiğini bir şeyler yapması gerektiğini hissedenlerden.Bir çoğumuz gibi.Ve julia child'in kitabındaki tarifleri bir yıl boyunca yapmaya ve bunları paylaştığı bir blog yazamaya karar veriyor.Film julia cihild ve julie'nin hayatı arasında gidip gelirken size de kendi hayatınızı sorgulama fırsatı veriyor.Çünkü Julia Child'da 30 'lu yaşlarına kadar mutfakta yumurta kıramazken inat ve kararlılığıyla Amerika'ya yemek yapmayı öğreten kadın ünvanını elde ediyor.

Filmi izleyin izlettirin..Yetinmeyin sizde atın kendinizi mutfağa .Hiçbirşey yapamazsanız benim gibi kendinize mükellef bir kahvaltı ayarlayın en renklisinden...

9 Nisan 2010 Cuma

Altın Oran

Da Vinci'nin şifresi ile hayatımıza bir kez daha girdi.Neredeyse dünyanın düzeninde o var.Evet Altın Oran'dan bahsedyorum.Az önce izlediğim Rachael Ray Show'da modanın altın oranından ve buna uygun giyinmenin insanı aslında ne kadar ince göstereceğinden bahsediyorlar.İpucu net hanımlar kısa ceketler ,v yakalar,bilekte biten kollar ve kısa bluzlar ,birde dar (ama çok dar değil tabi biraz hatları belli edecekler) kıyafetler sizi ince gösterir.Kıyafetlerinizin boyunu hesaplamak için mesela kolunuzu ölçüyor ve onu  altın oran'a yani (1.618'e) bölüyorsunuz.Bu kolunuzda bileğinizin nerede olması gerektiğini,etek boyunuzu belirliyor.Detaylar için http://thefashioncode.com/ask-the-twins

Estetikte de çok yaygın kullanılıyor.Altın Orandan başlamışken,ben bunları bilmiyordum:

1) Ayçiçeği: Ayçiçeği'nin merkezinden dışarıya doğru sağdan sola ve soldan sağa doğru tane sayılarının birbrine oranı altın oranı verir.

2) Papatya Çiçeği: Papatya Çiçeğinde de ayçiçeğinde olduğu gibi bir altın oran mevcuttur.

3) İnsan Kafası: Bildiğiniz gibi her insanın kafasında bir ya da birden fazla saçların çıktığı düğüm noktası denilen bir nokta vardır. İşte bu noktadan çıkan saçlar doğrusal yani dik değil, bir spiral, bir eğri yaparak çıkmaktadır. İşte bu spiralin ya da eğrinin tanjantı yani eğrilik açısı bize altın oranı verecektir.

4) İnsan Vücudu: İnsan Vücudunda Altın Oran'ın nerelerde görüldüğüne bakalım:

a) Kollar: İnsan vücudunun bir parçası olan kolları dirsek iki bölüme ayırır(Büyük(üst) bölüm ve küçük(alt) bölüm olarak). Kolumuzun üst bölü- münün alt bölüme oranı altın oranı verceği gibi, kolumuzun tamamının üst bölüme oranı yine altın oranı verir.

b) Parmaklar: Ellerimizdeki parmaklarla altın oranın ne alakası var diyebilirsiniz. İşte size alaka... Parmaklarınızın üst boğumunun alt boğuma oranı altın oranı vereceği gibi, parmağınızın tamamının üst boğuma oranı yine altın oranı verir.

5) Tavşan: İnsan kafasında olduğu gibi tavşanda da aynı özellik vardır.

6) Mısır Piramitleri: İşte size Altın Oran'ın en eski örneklerinden biri... Şimdi ne alaka Altın Oran ve Milattan Önce yapılan Mısır Piramitleri? Alaka şu; Her bir piramitin tabanının yüksekliğine oranı evet yine altın oranı veriyor.

7) Leonardo da Vinci: Bilindiği gibi Leonardo da Vinci Rönesans devri ünlü ressamlarındandır. Şimdi bu ünlü ressamın çizmiş oolduğu tabloları inceleyelim.

a) Mona Lisa: Bu tablonun boyunun enine oranı altın oranı verir.

b) Aziz Jerome: Yine tablonun boyunun enine oranı bize altın oranı verir.

8) Picasso: Picasso da Leonardo da Vinci gibi ünlü bir ressamdır. Ve resimlerinde bu oranı kullanmıştır.

9) Çam Kozalağı: Çam kozalağındaki taneler kozalağın altındaki sabit bir noktadan kozalağın tepesindeki başka bir sabit noktaya doğru spiraller (eğriler) oluşturarak çıkarlar. İşte bu eğrinin eğrilik açısı altın orandır.

10) Deniz Kabuğu: Denize çoğumuz gitmişizdir. Deniz kabuklarına dikkat edenimiz, belki de kolleksiyon yapanımız vardır. İşte deniz kabuğunun yapısı incelendiğinde bir eğrilik tespit edilmiş ve bu eğriliğin tanjantının altın oran olduğu görülmüştür.

11) Tütün Bitkisi: Tütün Bitkisinin yapraklarının dizilişinde bir eğrilik söz konusudur. Bu eğriliğin tanjantı altın orandır.
12) Eğrelti Otu: Tütün Bitkisindeki aynı özellik Eğrelti Otu'nda da vardır.

13) Elektrik Devresi: Ya demek ki Altın Oran sadece Matematik ve kainatta değil, Fizik'te de kullanılıyormuş. Nasıl mı? Şöyle... Verilen n tane dirençten maximum verim elde etmek için bir paralel bağlama yapılması gerekir. Bu durumda Eşdeğer Direnç, yani Reş= yani altın oran olur.

14) Salyangoz: Salyangozun Kabuğu bir düzleme aktarılırsa, bu düzlem bir dikdörtgen oluşturur (-ki biz bu dikdörtgene altın dikdörtgen diyoruz.-) İşte bu dikdörtgenin boyunun enine oranı yine altın oranı verir.

15) OTOMOTİV SANAYİ: İlk önce ben size bir soru yönelteyim. Estetik bakımından bir Murat 131 mi daha çok ilginizi çeker yoksa bir Mazda ya da Toyota mı? Tabi ki Mazda ya da Toyota demişsinizdir. Peki bunun nedenini hiç düşündünüz mü? Ben size söyleyeyim. Şimdi Murat 131'e bakıyorsunuz, baktıkça içiniz kararıyor, yine bakıyorsunuz yine kararıyor. En sonunda ya kardeşim bu ne biçim araba diyorsunuz. Ama gidip bir Mazda ya da Toyota'ya bakıyorsunuz. Baktıkça içiniz rahatlıyor, yine bakıyorsunuz ferahlıyorsunuz. Çünkü o kadar güzel bir estetik var ki. İşte bu estetiği eğim sağlıyor. Mesela Murat 131'in önü, arkası, kapısı her yeri düz (Mübarek kibrit kutusu) Ama Mazda ya da Toyota'nın kapısında özellikle ön ve arka tamponunda bir eğim var. İşte bu eğimin eğrilik açısı araştırılmış ve bunun altın oran olduğu görülmüştür. Bundan dolayı Çin, Amerika, Japon Otomotiv Sanayi Dünya'da ilk üçü oluştururken; Türkiye maalesef ve maalesef 30-40-50. sıralarda yer almakta. İnşallah bir gün bunu biz de akıl ederiz...
16) MİMAR SİNAN: Mimar Sinan'ın da bir çok eserinde bu altın oran görülmektedir. Mesela Süleymaniye ve Selimiye Camileri'nin minarelerinde bu oran görülmektedir

6 Nisan 2010 Salı

MARMARİS

Ne zamandır bir kaç gün tatil yapmanın hayalini kuruyordum.Dinlenmeye ihtiyacım var ..Bu artık her sabah sürünerek kalkıyor olmamdan belli.Bir deüstüne yaz saati uygulması tuz biber oldu.Bu yüzden haftasonu Marmaris gezisi bana ilaç gibi geldi.Evet hala yorgunum ama tatilden çıkmanın yorgunluğu bu :)

Sabahın saat altısında çıktık yola.Sağolsun Sevgili Nilgüncüm (oda arkadaşım benim) bizi direksiyona hiç geçirmeden arabayı kullandı.
Önce bir çay molası,sonra Nilgün'ün annesinde biraz şımarma molası verip Marmaris Çınar'da bulduk kendimizi.Efendim burası yemyeşil bir bahçe. Marmaris'e doğru giderken Sedir Adası levhasından sağa giriyorsunuz.Dümdüz devam ettiğinizde Çınar karşınızda.Burası sadece bir kahvaltı yeri değil aynı zamanda Çınar evleri'nde konaklamanızda mümkün .Özellikle kış aylarında şömine başında yenen yemekleirn tadının bambaşka olduğunu söylüyorlar...
Önce bazlamalarınız geliyor sıcacık ardından kahvaltılarınız.İstağinize göre yumurtanız ve diğerleriniz.Masanın yanına demlikle çay.Bu harika ortamda kahvaltı keyfi bir başka.
Çınar'dan güç bela kalktık ve tekrar yola çıktık.Arkadaşlarımız bize Marmaris sahil kenarında bir otelde yer ayırtmışlar.Oraya yerleştik ve gezimize çıktık.Hakan ,Ümran ve Cem bize Marmaris'i gezdirdi.Aktaş koyuna gittik ve orada Eren Dede'nin mezarını ziyaret edip hikayesini dinledik.Bu bölge aslında bir yarımadaymış.Şu an ciddi bir yat limanı.Bu mevsimde bile çok kalabalıktı.

Aktaş'tan sonra Marmaris yat limanının orada güzel bir cafede birşeyler içtik ve otele döndük.

Geceye kalenin oradaki balık restoranlarının en eskilerinden olan neighbours'ta başlamaya karar vermiştik ve bunu da yaptık.
Burası bölgenin en eski balık restoranlarından biri.Harika mezeleri var.Hele sübyeye hepimiz bayıldık.Yemekte önce sarımsaklı zeytinyağı sürülmüş ekmekler geliyor -ki ben bununla doyarım gerek yok gerisine diyorsunuz.Sonra mezeleriniz.Gerçekten her biri birbirinden güzel.Mutlaka balıkları da harikadır ama biz o kadar çok meze söyledik ki sadece tekir ve akya ile yetinmek zorunda kaldık.Onlarda çok lezzetliydi.
Anlayacağınız akşam yemeği için kesinlikle çok doğru bir seçimdi
Marmaris'e gelecek olanalara kuvvetle tavsiye edilir.

Buradan çıkınca soluğu Marnaris'in ünlü barlar sokağında aldık.Geceye burada şarkılar söyleyerek son verdik.

Ertesi gün sevgili Hakan ve Ümral'ın yazlıklarına gittik mangal yakmak için.Burası Datça yokunda ormanın içinde muhteşem bir site.Sitenin içinden sahile küçük bir plaja ulaşıyorsunuz ki bunun deniz dışında başka yolu yok.Yemyeşil çam ağaçlarında her an bir sincapla gözgöze gelebiliyormuşsunuz.Biz kendileriyle karşılaşamadık ama muhteşem ağaçların ve çiçeklerin keyfini çıkardık.








 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Marmaris'ten gözümüz arkada,tadı damağımızda kalarak ayrıldık.Çok keyifli bir gezinin çok daha keyifli geçmesini sağlayan tüm tatil arkadaşlarıma buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum.Özellikle bir numaralı organizatörüm Hülyacığıma ve sevgili oda arkadaşıma ..Sizleri çok seviyorum :)
 

Yılın modasına göre mi giyinsek, burcumuzun tarzına göre mi?

Eh aslında bu bloga başlarken amacım zaten kadınsı şeyler paylaşmaktı...Ama görünen o ki benim böyle şeyler yazan tarafım tatilde zannımca.Ama sağolsun başkaları yazıyor ve bende onlarla sizin aranızda aracı oluyorum...

Bu gün formdakal.com adresinden bir mail düştü mailbox'ıma.Konu eğlenceli geldiği için sizlerle de paylaşıyorumBen ikizlerde yazdığı gibi giyinmiyorum şükür :) bana çoktaaaan yaz geldi :))))


Burçlarla çok ilgilenmeseniz de kendi burcunuzu ve özelliklerini az çok biliyorsunuzdur. Bu özellikler yeri geldiğinde gardırobunuzu da belirliyor. İsterseniz şimdi modayı bir yana bırakalım, burçlarımızın özelliklerine göre tarzımızı bir gözden geçirelim.

21 Mart koç burcunun başlangıcıdır. Yani güneşin yüzünü yavaş yavaş gösterdiği, baharın ilk sinyallerini verdiği zaman. Koç burcu kadını üzerindeki fazlalıklara dayanamaz, kışlık kazaklarını hemen çıkarıp atmak, vücut hatlarını ortaya koymak ister. Hem biraz frapandır hem de lider, modaya yön vermeyi sever. Bunu yapamıyorsa bile girdiği ortamda hemen fark edilmek ister. Bu nedenle derin dekolteler, canlı renkler, gösterişli aksesuarlar koç kadınlarına göredir. Kızıl gezegen Mars’ın yönettiği koç, doğal olarak ateşin tonlarına yakınlık duyar.

Böyle gösterişli bir burcun hemen ardından boğa gelir, ne var ki kendisinden önceki burcun özellikleriyle hiç ilgilenmez. Boğa biraz rahatına, biraz da boğazına düşkündür. Lezzet peşinde koşarken kilo almamayı başardıysa bile vücudunun güzelliğini ön plana çıkarmaktan kaçınır. Hafif bol kıyafetleri hem rahat olduğundan hem de fazla dikkat çekmediğinden tercih eder. Modayla da pek arası yoktur. Sabit renkleri, sabit desenleri, sabit bir tarzı vardır. Dünya değişirken kendisini değiştirmeye karar verse bile bunu yavaş yavaş, değişimi özümseyerek yapar. Gün gelip de farklı bir gardıroba sahip olursa, bunu yavaş yapacağı için farkı kendisi bile pek hissetmeyecektir.

Mayıs sonu, Haziran başı karşımıza çıkan ikizler hala baharı mı yaşıyoruz, yoksa yaz geldi mi, tam olarak kestiremezler. Kafaları biraz karışıktır, iki uç arasında gidip gelirler. Hayal gücü de kuvvetli olan bu burç, iki arada bir derede kaldığı için, girdiği ortama uyum sağlamayı tercih eder. Ne giyerse giysin, ilgi çekmeyi başarır, çünkü kıyafetlerini iyi taşır. Marilyn Monroe da bir ikizlerdi; bembeyaz elbisesiyle de kovboy giysileriyle de güzel görünmeyi çok iyi becerirdi.

Havalar ısınmaya başlayınca deniz kenarına iner, yan yan yürüyen, yanına yaklaştığımızda bir kayanın altına saklanan yengeçle karşılaşırız. Yürüyor mu yoksa dans mı ediyor anlamayız. Çünkü yengeç, kalın kabuğunun altında yumuşacıktır, bir yandan görülmek ister, bir yandan utanıp saklanır. Çok çılgın, parlak renkli kıyafetler giyebilir ama giyimi hakkında yapacağınız bir yorum yüzünü kıskaçlarının arasına saklamasına neden olabilir. Geçmişi düşünmek tam yengece göredir, bu nedenle retro bir tarzda kendisini bulur.

Aradan bir ay daha geçer, güneş gözümüzü almaya başlar. Ama gözümüzü kamaştıran güneş midir, vakur adımlarla yaklaşan aslan burcu mu, şaşırabiliriz. Başını çevreleyen gür saçlarıyla hemen dikkat çeken aslan tek yönüyle anılmaya dayanamaz, hemen kıyafetlerini de gösterir. Parlak, canlı renklerde giyinmemişse dekoltesi göze çarpar. Bunu yapmamışsa t-shirtündeki yazıyla şaşırtır. Çünkü bir aslanın varlığını bir şekilde belirtmemesi mümkün değildir. Aslan mutlaka gösterecek bir şey bulur. Yırtık bir t-shirt özensizliktir; doğru yerlerden bilinçli ve abartılı yırtılmış bir t-shirt aslanlıktır.

Frapan aslanın ardından da tam tersi olan başak gelir. Uslu, hanım hanımcık, pastel renkli bir kadındır başak. Her şeyi dengelidir. Küçük bir inci küpe, bir o kadar sade inci kolyeyle tamamlanır. Hafif bir parfümle her şey hoşlaştırılır. Bunun bile bazen rötuşlanması gerekir, kolye yerini şık bir fulara bırakır. Çünkü başak ayrıntılara çok önem verir, düzgün bağlanmamış kravatları bile ilk fark eden odur. Moda başağa göre değildir, çok harcama yapmayı gerektirir. Oysa başak hesaplıdır ve gelip geçici heveslere aldırış etmez.

Geldik Zodyak’ın ortasına, terazinin dengeli sallantısına. Yaz elini eteğini çekince, hafif bir esinti kuruyan yaprakları uçurunca terazi de renk değiştirmeye karar verir. Kendi içindeki uyumu ona yetmez, çevresiyle de uyumlu olmak ister, sonbahar renklerine bürünür. Çünkü terazinin giyim zevki uyuma dayanır. Frapan olacaksa tam frapan, sade olacaksa tamamen sadedir. Onu hiçbir zaman fosforlu turuncu bir çorabın üstüne çingene pembesi etekle göremezsiniz. Çünkü turuncu ya siyahla ya da hakiyle giyilir, frapanlıkta bile denge gereklidir. Ve zarafet her şeyden önemlidir!

Zodyak’ın baştan çıkarıcısı akrep çuval giyse bile çekici görünür ama bu ona yeterli gelmez, bu nedenle asla çuval giymez. Vücut hatlarını belli eden, fazlalıklarını en iyi şekilde saklayan siyahlar bordo tonlarıyla renklendirilir. Akrep hem seksi hem de karizmatik bir görünüm yakalar. Buna rağmen şüpheye düşer, sırf seçim yapmakta zorlandığı için alışverişi erteler. Ne kadar güzel görünürse görünsün, kendini sorgular, kurcalayacak bir şey bulur. Hiçbir şey bulamazsa makyajını tazeler.

Sonbaharın son ateşi yay burcunda yanar. Durağan olan hareketlenir, kopan fırtına etekleri savurur. Yay soğukta bile tiril tiril giyinmek ister. Okunu bahara doğru atar ama daha sırada kış vardır. Üşümekten hiç hoşlanmaz, hemen bahar gelsin ister. Ateş kırmızısını üzerine giyer, baharın ilk yeşil yapraklarına selam verir. Aslında yay çok renklidir, bazen ağır bir duruş elde etmek için canlı renkler yerine soluk olanları tercih eder.

Yılın en uzun gecesi oğlakla başlar, gecenin gizemini bu burca yükler. Oğlak başkaları için giyinmez, kendi kararını verir ve modayı önemsemez. Toprak grubundan olduğu için kahverengi onun vazgeçilmezidir, sade ve modern görünüşünü destekler. Oğlak kadını öyle olgundur ki, gençliğini hiç yaşamamış, çocukken bile kahverengini üzerinden çıkarmamış sanırsınız. Klasik tarzın dengeli kesimleri, modern tarzın koyu renkleriyle birleşir, oğlak modasını oluşturur.

Kova her ne kadar su burcu gibi görünse de aslında hava grubuna mensuptur. Uçuşan elbiselerin rahatlığı kadar havadarlığını da sever. Ciddi giyinmesi gerekirse canı sıkılır, rahatlığı onun için güzelliğinden bile önemlidir. Bu nedenle yüksek topuklar, dar, diz üstü etekler pek kovaya göre değildir. İçinde rahat hareket edebileceği, istediği uçarılığı sergileyebileceği jeanler, havadar gömlekler onun tercihidir. Mutlaka ciddi görünmesi gerekiyorsa şık bir kadife ceketle kıyafetini tamamlayabilir.

Ve son burcumuza geldik, bir deniz kızının pırıltılı kuyruğunu taşıyan balık burcuna. Ona ne sevdiğini sorsanız parlak satenlere bayıldığını söyler ama bunları bir balığın üstünde çok sık göremezsiniz. Çünkü balık kararsızdır, söyleyeceğiniz her şey kafasında bir soru işareti bırakır. Asla giymem diyeceği bir şeyi denetin, çok yakıştığını söyleyin; balık 180 derecelik bir dönüş yapabilir. Ama kendi haline bırakılsa, kimse bir yorum yapmasa, balık parlak pullarını oluşturacak giysiler içinde çok rahat edebilir.

İzmir

Bu şehri ne zaman sevmeye başladım bilemiyorum.Aslında gerçek sevginin hani ömür boyu sürecek olan türdeninin bir anda şimşekler patlamsıyla değilde zaman içinde yavaş yavaş gelişeni olduğuna inandığım zamanlar oldu ama bunun benim için ispatı oldu İzmir.

Ben Ankara çocuğuyum.Ankara da büyüdüm,Ankarada okudum.İlk aşkım,ilk öpücüğüm,ilk kara sevdam Ankara'da yaşandı hep.Hali ile hayatımda yeri çok önemli oldu.İstanbu var birde.Bir şehirde nefes aldığını hissettiren güzelim İstanbul.Anlatılmayacak bir masal,muazzam bir tutku İstanbul...En büyük sevdamı gururla taşıyan ,dostlarımı emanet ettiğim ve belki de geleceğimi taşıyan İstanbul.
Ama İzmir.aşlarda hiç sevemediğim,ortak hiçbir yanımızın olmadığını düşündüğüm,bana çok şımarık,hoppa ve tembel görünen şehrim...Sonra yavaş yavaş içime işleyen Karşıyaka sokaklarının yasemin kokusu olmadan sabahları uyanmak istemediğimi farkettiğim evim....İşte en güzeli Yılmaz özdil'den dinlediğimiz İzmirim...



İZMİR




Türkiye’den sıkıldığım zaman İzmir’e giderim ben.
Simite gevrek deriz biz...
Çekirdeğe çiğdem.
Kordon elektrik aleti değildir.
Kumru da kuş değildir
bizim için...
Yengen’i yeriz.
Sen sigorta dersin...
Biz asfalya deriz.
Uzatmayız...
Gidiyom geliyom deriz.
Domates dediğin, domat işte.
Evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz. Hıdrellez filan gibi mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. Bi oturuşta 60’ar 80’er midye yeriz, istifno severiz, cibez’e bayılırız; gece 3-4 gibi boyoz’a dalmazsak, kan şekerimiz düşer! Boş lafa karnımız toktur bu arada, tırışkadan teyyare gibi atasözlerimiz vardır...
*
Paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha... Canı çekerse, o seni tavlar! Liseye giden kızının erkek arkadaşının olması kasmaz babaları; kendilerinin de kız arkadaşı vardı lisede... Bak iddia ediyorum, okey şampiyonası düzenlense, İzmirli kadınlar alır kupayı... Erkekleriyle kahveye giderler çünkü... Şaşırdın di mi? Al buna da şaşır, nargile içerler... Askılı giyerler, şortla gezerler, öküz gibi bakarsan, bi çakar, bi de duvardan yersin... Gönül Yazar’ız, Sezen Aksu’yuz; bir gül takıp da saçlarına, çıktı mı deprem sanırdın kantosuna, Karantinalı Despina’yız... Sensin Varoş! Biz tenekeli mahallede bile el ele gezeriz.
*
Erkeklerimiz de fena değildir hani... Detaya girmeyeyim, Ayhan Işık, Metin Oktay, Mustafa Denizli mesela, bi fikir verir sana... Ertuğrul Özkök’ün kırdığı cevizleri okuyoruz; eşi kafasına ütü atmış... Ayıptır söylemesi, Mahsun Kırmızıgül’le Alişan’ı ayırt edemeyiz biz.
*
Gülümseriz.
*
Enginarın başkentidir; İzmirlidir incir. Kazandibi hemşeri... 78 çeşit köftemiz olduğu için, McDonald’s’ın bunalıma girdiği tek şehirdir... Zeytinyağı severiz, dünyanın en boktan durumuna bile düşsek, zeytinyağı gibi üste çıkmayı daha çok severiz... Sana ne birader, keyfimizin káhyasıyız, yazlıklara gitmek için 8 şeritli otoyol yaptık; Güzelbahçe, Seferihisar, Urla, Karaburun, Çeşme, öbür tarafta Dikili, Foça, çipurayız... Pak Bahadur’u özleriz... Durup dururken faytona bineriz, bi yere gitmeyiz aslında, öööle turlarız... Hava güzel, daralırız, okulu ekeriz. Mezun olduktan sonra öğretmeniyle kadeh tokuşturmayan öğrenciyi zor bulursun İzmir’de.
*
Siz sembol diyorsunuz ama, saat kaç diye Saat Kulesi’ne bakanı bulamazsın, altında buluşanlar bile zahmet edip kafasını kaldırmaz, birbirine sorar saati! Rahatızdır... Çocukları Kemeraltı’da kaybederiz, alışverişe devam ederiz, esnaftan biri bulup getirir, çıkışta Kemeraltı Karakolu’ndan alırız... Ağlayıp zırlamak bi yana, çoğu dondurmayı bitirmediği için ayrılmak istemez karakoldan, iyi mi... Aceleye gelemeyiz! Bir sene önceden duyurmaya başla, de ki, 22 Ağustos saat 20’de tiyatro başlıyor... 20.30’da geliriz... Sanatçılar da İzmirliyse, tiyatro zaten 21’de filan başlar... Uçak 6 saat rötar yapsın, istifimizi bozmayız, bizim için ekstra bira içme vesilesidir bu... Kuyruk olmaz, çünkü kuyruk varsa, İzmirli sıkılır, gider. Pratiktir... 201 sokağı bulduysan, yanındaki 202’dir. Tek tek isim vermeye üşeniriz.
*
35’imiz var.
35 buçuğumuz da var.
34 plaka gördük mü, kapışırız... Arkadan sirenleriyle isterse Cumhurbaşkanı gelsin, bana mı sordu, tarladan gitsin, makam arabasına yol vermeyiz.
*
Özetle, arızayız!
*
Erkek çocuklarına en çok "Efe" adı konulan şehirdir orası... Zeybek duyduğumuzda, içimiz cız eder, kalkar oynarız. Hasan Tahsin orada, Kubilay orada, Latife Hanım orada, Zübeyde Hanım bize emanet, bize... Mustafa Kemal de, ağlar kadınlarımız... Sokak sokak, bulvar bulvar, Milli Mücadele Müzesi’dir... İstanbul’daki gibi Birinci Ahmet Çeşmesi falan yoktur orada... Ankara’daki gibi Cinnah Caddesi, Arjantin Caddesi de bulamazsın pek...

*




Özetle, arızayız!

5 Nisan 2010 Pazartesi

Çiçek Gezegeni...

Cuma günü Ödemiş'e Bayındır üzerinden gitmeye karar verdim.Benim için çok riskli bir karar olduğunu bilmeme rağmen.Birincisi çok ağır geçirmesemde son bir kaç yıldır sahip olduğum bahar alerjisi açısından tehlikeli bir karardı bu,ikincisi ise bahçede ekip dikilebilcek alan kalmamasıydı.(mübarek saksı koyacak yer bile kalmadı.)

Bayındır bölgenin en büyük çiçek yetiştiricisi bildiğim kadarıyla,hatta ülkenin de.Bu mevsimde size bir çiçek gezegenine düşmüşsünüz izlenimi veriyor.Kasaba boyunca uzanan seralar rengarenk...

Bunlardan birine yanaşıyorum ve Coşkun abi bana hem seraları gezdiriyor hem de çiçekler hakkında konuşuyoruz.Elimde fotoğraf makinesi.harika begonvillerin,muazzam şakayıkların fotoğraflarını çekiyorum.Bu arada begonvillein taşınmaktan hiç hoşlanmadığını dikilirken saksıdan çıkarılmaması gerekliliğini ,açelyanın aslında bir ağaç altında eveden daha çok mutlu olacağını,karanfil ve begonvilimin güneş görmesinin şart olduğunu ve daha bir çok şeyi öğreniyorum.

Cennetten çıkıp tekrar yola koyulurken arabanın arkasındaki sevgili begonvilimle gözgöze geliyoruz.Kızarmış gözlerimle ona bakıyor ve mutlu mutlu burnumu çekiyorum.Boşverin alerjiyi çiçek gezegeninde yaşamak lazım...

Not:yolunuz o tarafa giderse Canlı sağlık ocağının hemen yanındaki Aşkın Çiçekcilik'e uğrayın ve Coşkun Abiye selamımı söyleyin.Size de cennette bir tur ayarlasın.Ve gözünüze kestirdiğiniz şakayıklardan birini atın arabanın yan koltuğuna ve cennetin varlığına inanın...

Selülit kabusunun boyutları :)

Adamlar uslu uslu başlık atmış selülitiniz ne aşamada...Onun aşaması kabusun büyüklüünü oranlı çünkü.Malum önümüz yaz.Kıyafetle sorun yokta mayoyu bikiniyi giydinmi ak koyun kara koyun çıkıyor meydana.Bir de kardeşim yeni nesil zaten sulak yerde yetişmiş boy pos maşallah (işte bu da İzmir'de yaşayan her 30 'lu hatunun nerdeyse kabusu" hali ile ne yapıyorsunuz....Yaşasın pareo diyorsunuz :) Hele geçen sene çıkan mayo üstüne giyilen pantolonlar falan.Bulsak denize onunla gireceğiz.Yakında haşema bu sebeple moda olacak :P
İşin şakası bir yana selülit kadın nüfusunun ortak sorunu yaşa kiloya bakmadan.Adamlar araştırma yapmış uğraşmış bende sizinle paylaşayım dedim:
Selülitin kronolojisi
Selülitten ilk kez Avrupalı doktorlar tarafından 19. yüzyıla girilirken bahsedilmişti. Tıp literatüründe kulağa ilginç gelen birçok isimle adlandırılmıştı. Bunlardan bazıları; mezenkimal hastalığı, selülitik dermo-hipodermoz ve panniculosis’tir.
• 1920’de Fransız bilim adamları Alquier ve Paviot durumu ilk kez tarif etti.
• 1966’da İspanyol dermatolog M. Bassas Grau selülit dokusunun etrafında sıvı biriktiğini onayladı.
• 1972’de G.Muller ve F.Nurnberger adlı doktorlar, selülitin meydana geldiği yerde ayrıca elastin sayısında düşüş ve kolajen demetlerinde düzen farklılıkları olduğunu gözler önüne serdi.
• 1994’te İtalyan Anatomi Patoloğu ve Moleküler Biyolog Profesör Sergio Curi selülitle normal yağı karşılaştıran çalışmalar yürüterek, selüliti farklı bir sendrom olarak ifade etmek suretiyle, selülite bilimsel geçerliliğini kazandırdı. Buna rağmen doktorların pek çoğu hala selülitle ilgili tedavilerinde; selülite normal yağ muamelesi yapmaktadır. Bu nedenle de geçmişteki selülit tedavileri ya çok az etki göstermekte ya da hiç etki göstermemektedir.
Selülitin nedenleri
Selülit sürekli ilerleyen bir durumdur. Çok küçük bir pürüz olarak başlayabilir ancak daha sonra hem özgüveni hem de vücut sağlığını derinden etkileyen büyük bir engele dönüşebilir.
Selülit en çok hormonlar sebebiyle ortaya çıkar. Aslında erkeklerin selülitlerinin olmayışının temel nedeni de vücutlarında kadınlara oranla daha az östrojen hormonu bulunmasıdır. Diğer bir faktörde kalıtımdır. Eğer annenizde selülit var ise sizde de olma olasılığı yüksektir.
Bu hormonal ve kalıtımsal faktörler, bazı bölgelerdeki dermisin daha kolay zarar görmesine neden olur. Selülitli bölgelerdeki dermis altı yağ hücreleri deri yüzeyine daha yakındır çünkü dermis hasar görmüştür. Kadınlardaki dokular erkeklerdekilere göre daha az esnektir; bu da kadınların erkeklere göre yaş ve çevre etkileri ile neden daha çabuk hasar gördüklerini gösteren diğer bir etkendir.
Bazı nedenlerden dolayı kadınların bacaklarında çok kolay çürümeler meydana gelir ve görünür kılcal damarları çıkabilir. Bu da zayıf damarların varlığına işaret eder, bu durum da selülitin temel nedenlerinden birini oluşturur. Bu durumun nedeni hormonal veya kalıtımsal olabilir ancak kanıtlara dayanarak gerçekliğinin şüphesiz olduğu söylenebilir.
Dermis bu hasara dayanmaya çalışırken su kaybeder ve güçsüzleşir. Sonuçta parçalandığında altında sessizce yatmakta olan dermis altı yağlar dikkat çekici bir biçimde yukarı doğru yol almaya başlar. Epidermis güçsüz ve susuz ise; incelir ve selülit yüzeyden görülebilir bir hal alır. Selülit ve çatlaklardan kurtulmak için yağları yakmaya değil, dermis ve epidermisi onarmaya odaklanmamız gerekmektedir.
Selülit tıbbi bir bozukluk olarak ifade edilebilir. Önce, gözle görülmeyecek kadar küçük değişimlerle başlar ve bu değişimler yüzeye yansımaz. Görünmeyen bu değişimler daha sonra kendilerini kozmetik problemler olarak su yüzüne çıkarır, biz de bunu genelde çukurlar olarak görürüz.
Selülitin aşamaları
1. Aşama selülit: Özellikle dermisin üstündeki damarlar kalite kaybına uğrar. Hücrelerin dışında sıvı (atık su) birikmeye başlar. Değişimler, gözle görünür değildir.
2. Aşama selülit: Dermis daha çok bozulur. Yağ hücreleri şiştikçe ve yüzeye hareket ettikçe damarlar baskı görmeye başlar. Sıkıştırıldığında az miktarda portakal kabuğu görünümü elde edilir.
3. Aşama selülit: Kolajen ve elastin sentezinde bozulmalar başlar. Lifli şeritler (septum) yağ hücrelerini çevrelemeye başlar. Sıkıştırıldığında oldukça fazla portakal kabuğu görünümü elde edilir.
4. Aşama selülit: Sert nodüller hissedilebilir hale gelir. Ağrı ve hassasiyet mevcuttur. Her zaman görünür haldedir.
Selülitten nasıl kurtulurum?
İster şişman, ister zayıf olsun, selülit bazen kaçınılmaz oluyor. Ama umutsuzluğa kapılmaya gerek yok, çünkü selülitle mücadelede etkin sonuçlar veren son teknolojik yöntemler imdadınıza yetişiyor.
Öncelikle bilmeniz gerekir ki vücudunuzu sabote eden bu sorunun en önemli nedeni hormonal ve genetik faktörlerdir. Kadınlık hormonu östrojenin fazla salgılanması ve doğum kontrol hapları selülit oluşumunu tetikler. Selüliti, yürüyüş, yüzme gibi hafif sporlar ve doğru tedavi yöntemleriyle kontrol altında tutmak mümkündür. Aşina olduğunuz ve belki de denediğiniz işlemler yerine, size en yeni ve high-tech sistemlerden bahsetmek istiyoruz. Amacımız, faydaları kanıtlanmış olan karboksiterapi, mezoterapi, LPG gibi bilindik tedavilerin pabucunu dama atmak değil, sadece en yeni seçenekleri sizlere tanıtmak...
Ultralyse
Ultrason dalgalarıyla çalışan sistem, cilt altındaki yağ hücrelerini parçalıyor. Yağ hücreleri parçalanarak yağ asitlerine dönüşüyor ve vücut tarafından yakılabilir hale geliyor. On gün aralıklarla beş seans öneriliyor. Her seanstan sonra izlemeniz gereken beş günlük bir diyet programı olduğunu da hatırlatalım. Parçalanan yağ asitlerinin vücut tarafından enerjiye çevrilebilmesi için bu süre boyunca neredeyse hiç yağ tüketmemeniz gerekiyor.
Accent XL
Vücudun güzel görünmesi sadece zayıflığa bağlı değildir. Eğer cildiniz elastikiyetini kaybetmiş ve bağ dokuları zayıflamışsa, selülit daha belirgin hale gelecektir. Radyo frekansı ile çalışan Accent XL sistemi, cilt altı dokusunu yüksek bir ısıya çıkararak cildin kendini onarma mekanizmasını uyarıyor. Böylece cilt hücreleri daha fazla kolajen ve elastin üretmeye başlıyor. Sonuç kesinlikle daha sıkı ve diri bir cilt!
Slim Up
Kızılötesi ışıkla çalışan bu sistem, bölgesel incelme ve selülit tedavisinde kullanılıyor. Kızılötesi ışığın etkisiyle, yağlarda, damarlarda ve lenf sisteminde genişleme oluyor ve metabolizma hızlanıyor. Tedavi esnasında, sorunlu bölgelerdeki adalelere elektro-stimülatörlerle titreşim veriliyor ve böylece yağ drenajı gerçekleşiyor. Bu sayede kaslar da çalıştığı için derinin elastikiyeti ve kalitesi artıyor. Haftada 2-3 defadan toplam 15 seanslık bir kürü tamamlamanız gerekiyor.

Awt

Akustik dalga tedavisi, selülitin bulunduğu dokuya güçlü ve şiddetli şok dalgaları göndererek, yağ hücrelerini ve bu hücrelerin içinde bulunan serbest yağ radikallerini parçalıyor. Tedavinin olumlu bir etkisi daha var; şok dalgalar ciltteki elastin liflerinin sayısını artırıyor. İşlem sırasında herhangi bir rahatsızlık yaşanmıyor. Haftada 2 seanstan toplam 6 seans yeterli. Sistem, cilt gençleştirme ve çatlak tedavisi için de kullanılıyor.

Vela Smooth

Radyo frekansları ile çalışan sistem üç farklı unsurun birleşiminden oluşuyor: Kızılötesi ışınlar, vakum ve radyo frekansı enerjisi. Tedavinin uygulandığı bölgedeki yağ hücreleri, metabolizmanın hızlanması sonucu parçalanıyor ve lenf sistemi tarafından vücuttan atılıyor. Tedavinin olumlu etkilerini görmek için haftada 2-3 seanstan toplam 15 seans yaptırmanız gerekiyor. İşlem sırasında vücudunuza sıcak masaj yapılıyormuş gibi hissediyorsunuz.

Caci Quantum

Sorunlu bölgelere elektro-masaj yapan sistem sayesinde kaslar çalışıyor, yağlar parçalanıyor ve aynı sırada lenf drenaj yapılıyor. Cilt altı dokularındaki zayıflamış liflerin onarılmasını sağlayan ve elastin ile kolajen sentezini artıran sistem, aynı zamanda cildi güçlendiriyor ve elastikiyetini artırıyor. Haftada üç seans yaptırmanız ve 15 seanslık kürü tamamlamanız gerekiyor.

Bella Contour

Yıllar süren araştırmalar sonucunda geliştirilen sistem ultrason titreşimleri ile çalışıyor. Tedavi öncesinde, hastanın sorunuyla ilgili tüm veriler, ölçümler Bella Contour'a yükleniyor ve kişiye özel bir tedavi programı çıkartılıyor. Hastanın yağ dokusu ve selülit hacmini hesaplayan akıllı makine, işlem sırasında bu ölçümlere göre frekansın şiddetini ve titreşimlerini ayarlıyor. Her seans 40 dakika sürüyor. Toplam 10 seans yaptırmanız gerekiyor.

Kaynak: Harper's Bazaar ve mahmure.com
Sağlıklı yaşam konusunda yazıları ve çalışmalarıyla tanınan Dr. Ender Saraç’tan selülit masajı yağı reçetesi.
Ender Saraç’ın tecrübelerine dayanarak geliştirdiği bu masaj yağı en az 3 hafta uygulanırsa 1-2 ay içinde sonuç verebiliyor.
1/2 tatlı kaşığı susamyağı, 1/2 kahve kaşığı portakal yağı, 4-5 damla biberiye yağı, 10 damla kekikyağını temiz bir kapta karıştırın.
Sonra bu karışımı hafifçe ısıtın (vücut ısısına yakın olması yeterli).
Selülit olan bölgeye ellerinizle yedirerek sürün ve iyice yedirdikten sonra hafifçe cildi kızartacak şekilde ham ipek keseyle veya kabak lifi gibi bir keseyle sertçe bastırarak en az 10-15 dakika masaj yapın.
Daha sonra yağlı selülitli bölgeyi mutfak streçiyle sarın ve hemen ter atmak için spora veya egzersize gidin.
En az 20 dakika aktif ve terletici hareket yaptıktan sonra banyoda iyice ovalayarak yıkanın.
Eğer zamanınız varsa bu işlemi sabah ve akşam, yoksa sadece günde bir kez yapabilirsiniz.

Selülitten Kurtulmak İçin Bitkisel Takviyeler - Çaylar...
- Biberiye çayı, günde 2-3 bardak, tatlandırılmadan içilmelidir. Hamileler ve yüksek kan basıncı olanlar içmemelidir.- Enginar yaprağı çayı için; 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış yaprak, 1 bardak kaynar suyla haşlanır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 3 bardak çay, aç karnına, tatlandırılmadan içilir.
- Limon suyu, suyla yarı yarıya inceltilir, tatlandırılmadan, günde 1 bardak içilir.
- Duvar sarmaşığının yapraklarını ufalayın ve bir litre sıcak suya katıp için.
- Erkeçsakalı çiçeklerini günde 4-5 kez demleyerek aç karna için. Fincan başına iki tutam erkeçsakalı yeterli.
- Günde en az 1 bardak greyfurt suyu için. Greyfurt selülitin düşmanıdır; yağları parçalar ve cildi canlandırır.

1 Nisan 2010 Perşembe

Kötü şansla ilgili(Melisciğime)

Evinin kapı numarası 13 olarak değiştiğinden beri başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi tabi ryerindeyse.Oysa hayata iyi yönünden bakar ,öyle pesimist biri değildir Melis,ama 13 'e inanır.
Şu aralar şanssızlığı tavan yapmışken bu konuda bir şeyler yazayım dedim ve internetten biraz bilgi topladım:
Bir mıknatıs gibi bütün terslikleri üzerinize çekmekte usta mısınız? Batıl inançlarınız yok, çekim yasasına da inanmıyorsunuz ama nedense hep aynı şey başınıza geliyor ya da her şey üst üste geliyor. ''Neden hep ben?'' sendromu yaşıyorsanız, sizi buraya alalım.

Dünyada 13'ün uğursulzuğuna yaygın olarak inanılıyor.Bunlar dışında bir çok batıl inanç var:
İşte Türkiyede ki batıl inançlar:(ntvmsnbc.com'dan alınmıştır.)

RUH, MEZARLIK, TÜRBE VE ZİYARET YERLERİ İLE İLGİLİ BAZI HALK İNANÇLARI:

Ziyaret yerlerindeki ağaçları kesenler çarpılır.
Türbeden dışarıya bir şey, bir nesne götüren kişiler çarpılır.
Mezarlığı parmağı ile işaret etmek iyi değildir. Parmakları ile işaret eden kişilerin parmakları kurur.
Kurban kesilirken hayvan dilini dışarı çıkarırsa kurban sahibi o yıl içerisinde ölür.
Bir çocuk sürekli ağlarsa o evde mutlaka ölüm meydana gelir.
Ayakkabı çıkarıldığında ters dönerse, ayakkabı sahibinin tez vakitte öleceği düşünülür.
Yatarken çorapları baş tarafa koymak iyi değildir, insan çabuk ölür.
Ölünün elbiseleri ölü yıkayıcılarına verilir.
Mezarlıktan ağaç kesilmez. Ağaçta cin olduğuna inanılır.
Gece ölen kişinin üzerine sabaha kadar bıçak konulur.
Yoğurdun güzel olması için mezardan çırpı toplanarak, kaynayan sütün altına atılır.
Ölünün yıkandığı evde üç gün ışık yanar.
Baş sağlığına gelen kişilerin ayakkabıları ters çevrilmez.
Mezar kazıcısına para verilmezse ölünün rahatsız olacağına inanılır.


HAYVANLARLA İLGİLİ HALK İNANÇLARI:
Yılan öldürülüp, suya atılırsa ve yılan suda kaybolursa yağmur yağar ve durmaz, seller olur.
Kurt uluyunca ya ayaz olur ya kar yağar.
Bir evin başında baykuş öterse, o evde biri ölür ya da bir yıkım olur.
İnek doğurunca eve ağır bir şey alınırsa ya da ağır bir şey kaldırılırsa ineğin sütü kesilir.
İneğin sütünü yere sağmak iyi değildir, hayvan hastalanır.
İlk yaylaya çıkışta sığırların ortasından bir yabancı geçerse sığırlar hamile kalmaz, doğum yapmazlar.
Bir kişinin önüne tavşan çıkması uğursuzluktur, mümkünse gidilen yoldan geri dönülür.
Çakal uluyunca yere tükürmek gerekir, yoksa insanın başına bir yıkım gelir.
Çakal ulumaya başlayınca hava açacak, günlük güneşlik olacak demektir.


OCAK VE ATEŞLE İLGİLİ HALK İNANÇLARI:
Ateşe tükürmek, ateşe sövmek, ateşe tırnak atmak, su dökmek uğursuzluk getirir.
Sabah evinden başkasına ateş verenin ocağı söner.
Ocağın üstünü boş bırakmak uğursuzluk getirir.
Sacayağının birdenbire devrilmesi evin başına bir yıkım geleceğini gösterir.
Tencerede su boşu boşuna kaynarsa düşmanlar çoğalır.
Lamba yakılmayan evin ocağı her vakit kararır. Aynı zamanda ev sahibinin öldükten sonra mezarı da karanlık olur.
Hastalanan hayvanları ateşten geçirmek iyidir.
Ateşi söndürmek için su dökülmez, ateş toprakla örtülür.
Ateş çok önceden sönmüş olsa dahi külün yanında yatılmaz. Külde cin ve şeytanın oynak yaptığına inanılır.
Ateşin çıkardığı ses ateşi yakan kişi hakkında dedikodu yapıldığına işarettir.

TARIM VE BİTKİLERLE İLGİLİ HALK İNANÇLARI:
Kara ağaçtan düşen yaşamaz.
Kara ağaçtan beşik, sandık yapılmaz.
İncir ağacının altında uyuyanları şeytan alır götürür.
Ceviz ağacının altında yaşayanları şeytan alır götürür.
Tarlada zina yapılırsa bereket olmaz.
Üzümün tanesini, karpuzun sap kısmındaki kabuğunun içini yiyenler yetim kalır.
Çocuğun bezleri yabani ağaca asılırsa çocuk yabani olur.
Nar tanelerini yere dökmek günahtır, nar cennet meyvesidir.

İNSAN VÜCUDUYLA İLGİLİ HALK İNANÇLARI:
Diş düşürülünce o diş kimsenin göremeyeceği bir yere saklanmalı ya da gömülmelidir.
Elleri diz üzerinde kavuşturmak, parmakları birbirine geçirip el bağlamak iyi değildir, insanın kısmeti kapanır.
Parmakların çatırdaması iyidir, insanın sağlıklı olduğunu gösterir.
El yıkanırken önce sağ elden başlamalı, önce sol elden başlamak uğursuzluk getirir.
Tokalaşırken ya da birisine bir şey verirken sağ el kullanılmalıdır, sol el uğursuzluktur.
Baş taranırken dökülen saçları dökmek doğru değildir, bunlar toplanır, ölünce o kişinin kabrine konur. Çünkü bu saçlar kıyamet gününde tekrar bitecektir.
Hamile kadın aş eridiği sırada neye bakarsa doğacak çocuk ona benzeyecektir.

KARANLIK VE IŞIKLA İLGİLİ HALK İNANÇLARI:
Akşam soğan yenen yere melekler gelmez.
Gece aynaya bakanın ömrü kısa olur.
Gece acı (biber, soğan, sarımsak) evden dışarıya verilmez.
Yoğurt, süt, peynir gece dışarıya verilmez. Vermek gerektiğinde üzerine kömür, üzerlik veya yeşil bir dal konularak verilir.
Gece ıslık çalmak günahtır.
Gece evden eve tuz verilmez.
Akşam kapının önü süpürülmez.
Ekmek aktaracağı evden eve verilmez.
Çocuklar gece beş taş oynarsa düşman gelecek denir.

BEREKETLE İLGİLİ HALK İNANÇLARI:
Değirmenden ilk gelen unla yapılan ilk ekmeği yiyen kişinin karısı ölür.
Ekmek kırıntılarını yere atmak, ayakla çiğnemek evin bereketini götürür.
Gurbete giden kişinin azığından bir parça ekmek çalınır.
Bir kişinin üzerinde dikiş dikilirse o kişinin kısmeti bağlanır.

EVLE İLGİLİ HALK İNANÇLARI:
Evin temeline karataş koymak iyi değildir.
Kapının önünde oturan kişi iftiraya uğrar.
Duvar dibinde uyumak iyi değildir, insan çarpılır.
Evin içerisi temiz olmazsa oraya melekler değil şeytanlar gelir. Böylece o evde mutluluk değil geçimsizlik olur.
Evden bir kişi gurbete gittiği zaman o gün ev süpürülmez, dışarıdan misafir alınmaz.
Eşya taşımak için kullanılan ala iple komşunun evine girilmez. Komşunun başına bir uğursuzluk geleceğine inanılır.
Kapı eşiğinde oturulmaz, insan fakir olur.
Kapı eşiğinde oturulmaz, insan bekar kalır.
Urganla komşunun evine girilmez. Aksi halde komşunun evinde kıtlık olur.
Kapı eşiğinde oturulmaz, kapı eşiğinde şeytan bulunur.
Yağmur yağarken kapı eşiğinde oturmak günahtır.

CİNSİYETLE İLGİLİ HALK İNANÇLARI:
Odanın ışığını evin erkeği yakarsa o ev daima nur içinde ve bereketli olur.
Kadının yolda erkeğin önünü kesmesi uğursuzluktur.
Bir kadın iki erkeğin arasından geçerse çocuğu olmaz.
Bir adam iki kadının arasından geçerse sözü geçmez.
Bir erkek iki kız arasından geçerse köse olur.
Yarım çay içen kadın dul kalır.
Ava gidecek kişinin önünden kadın geçerse avlanamaz. Bundan dolayı o kişi ava gitmekten vazgeçer.
Kız çocuğunun ilk kez kesilecek saçını dayısı keserse saçı gür olur.
Oğlan çocuğunun saçını ilk kez amcası veya dayısı keser.
Kız baba evinden perşembe veya pazar günü çıkar.
Koç katımında koçun üzerine kız çocuğu bindirilirse doğacak kuzu dişi, oğlan çocuk bindirilirse erkek olur.

Bir hayli güldüğünüzü varsayıyorum :) Peki dünyada durum farklımı sanıyorsunuz? Kesinlikle yanılıyorsunuz:)

13. Cuma : İskandinav mitolojisinde 12 tanrıya 13. kötü tanrının katılmasının insanlara kötü talih getirdiğine inanılır.

2 ayaklı merdiven açıkken bir üçgen oluşturur. Altından geçmek bazı Hıristiyanlarca kutsal üçlemenin bozulmasına neden olduğuna inanılır. Kutsal üçleme kırılarak şeytanla bir anlaşma içerisine girildiği söylenir ve kötü şans getirir.
Antik Mısır’da Tanrıça Bast siyah bir kedi olarak tasvir edilirdi. Hıristiyanlarca diğer dinleri çağrıştıran her türlü obje kötü şans getirirdi ve dinlerine karşı çıkardı siyah kedi de dinlerine zarar verecek tanrıyla aralarına girecek bir objeydi. Hatta kedileri olan kadınlar bir dönem cadılıkla suçlanıp cezalandırılmıştı Engizisyon Mahkemeleri zamanında.
Yakınlarda bir baykuş 3 kez öttüğünde oraya ölüm getirdiğine inanılır kimilerince.
Ortada hiçbir şey yokken evin içinde bir köpeğin havlaması sonucunda evde birinin hastalanacağına inanılır.
Masada bıçakların üst üste gelmesi durumunda yani hane içerisinde masada duran bıçaklar çakışırsa o evde kavga olacağına inanılır.
Sebebi ve temeli bilinmese de evde kırılan aynanın 7 yıl şansızlık getirdiğine inanılır. Durduk yere sebepsiz kırılan aynanın ise ölüm getirdiğine..
Birçok toplumda batıl olarak ev içerisinde şemsiye açmanın kötü şans getirdiğine inanılır.
1 Mayıs’tan önce ağaçtan çiçek koparıp eve getirmek kötü şans getirir.
Birine karşılığında başka birşey almadan eldiven vermek kötü şans getirir.
Suya, denize taş atmak kötü şans getirir.
Yeni ayakkabılar masanın üstünde bırakılmaz.
Yeni eve taşınırken eski evin süpürgesi yeni eve götürülmez.
Kulağınız yanıyorsa biri sizi anıyor demektir. Sol kulak yanıyorsa kötü sağ kulak yanıyorsa iyi şekilde
Sol elinizin avuç içi kaşınıyorsa kavga edeceksiniz sağ elinizin avuç içi kaşınıyorsa para gelecek
İyi birşeyden bahsederken ve zarar gelmesi istenmiyorsa tahtaya 3 kez vurulur.
Süpürgeyle vurduğunuz kişi tembel olur.
Eğer fakir birine yeni bir çift ayakkabı vermezseniz hayatınız boyunca öldükten sonra diğer yaşama çıplak ayakla gidersiniz.
Birinin bardakta yarım kalmış suyuna su ilave ederek içilmez kötü kader getirir.
Cadılardan korunmak için mavi boncuk taşınır.
Eğer köprüde bir arkadaşınıza hoşçakal derseniz o arkadaşınızı bir daha göremezsiniz.
Fırtınalı havada saç kesmek iyi şans getirir.
Kediler bebeklerden uzak tutulur, kedilerin bebeklerin nefesini çaldığı söylenir.
Tırnaklar veya saçlar kesildikten sonra yakılmalı veya gömülmelidir.

Peki kötü şansa karlı neler yapılır?
nazar boncuğu,tavşan ayağı,nalık kılçığı takmak,
başında bayat ekmek kırmak,
başında tuz çevirip dağıtmak
kurşun döktürmek
4 yapraklı yonca taşımak ve daha niceleri,
Birde olaya çekim yasası ve kuantum yönünde bakarsak;
"Psikolojimizin algılarımızı etkilediğini belirten Alman Hastanesi Uzman Psikoloğu Özge Türk'e göre, aslında nasıl bakarsak öyle görüyoruz: ''Olumsuz duygular olumsuz olayların yaşanmasına neden olur. Oysa ki, sabah kalktığınızda 'Ne kadar güzel bir gün' diye başlarsanız, sanki o gün gerçekten her şey iyi geçer. Bunun nedeni sizin o günü güzel geçirme kararınızdır. Bu durumda olumsuz olaylar da olsa, olumlu yönden bakma eğilimindesinizdir.''
Peki nasıl oluyor da ''Bu defa doğru adamı buldum!'' dediğimiz halde, aldatması an meselesi oluyor? Ya da bir arkadaşımıza ''İlişkimiz harika gidiyor. Bu defa çok mutluyum'' diye bahsederken, terk edilen yine biz oluyoruz? Kuantum Koçu Nilda Ferhan Efeçınar'a göre; ''Neden hep ben?'' düşüncesi, yıllar öncesinden ailemizde şekillenen çekirdek inançlarımıza dayanıyor: ''Ebeveynlerin dünya görüşleri, yaşama bakış şekilleri, çocuğun dünya görüşünün ilk tohumlarını eker. Ailenin paraya, ilişkilere, arkadaşlığa yani yaşama bakış şekli kısa bir süre sonra yetişen bireyin bakış şekli olur. Eğer anne 'Arkadaşlarına güvenme, hiç kimseyle sırrını paylaşma bir gün sana karşı kullanırlar' demişse, yetişmekte olan bireyin arkadaşlar ve çevresine olan bakış açısı güvensizlik üzerine kurulur. Bu nedenle kişi sağlıklı, güven dolu arkadaşlık ilişkilerine giremez. Benzer bir şekilde eğer anne kız çocuğuna 'Erkeklere güven olmaz kızım' gibi sözler söylüyorsa, yetişen kız çocuğu erkeklere güvenmeyerek büyüyecektir.''
''Her erkek aldatır demek güveni etkiliyor'' Nilda Ferhan Efeçınar, ilerleyen zamanlarda, buna benzer konuşmalar geçtiğinde, bireyin o kanıya duyduğu inancın daha da güçlenebileceğine dikkat çekiyor: ''İlerleyen zamanlarda genç bir kız, annesinin ve arkadaşlarının söylediklerine kulak misafiri olursa ve örneğin içlerinden biri 'Adam parayı buldu, karısını aldattı', 'Tüm erkekler aynıdır hepsi mutlaka eşlerini aldatır' tarzında bir konuşmaya şahit olursa, kızın karşı cinse olan bakış açısı güvensizlik konusunda pekişir''.
Aslında çevremizdeki kişiler daha olumlu bir dil kullansa, bu yersiz inanç ve düşünceler yüzünden hayatımız kötü yönde etkilenmeyebilir. Efeçınar'a göre, bu nedenle şu şekilde bir dil kullanmak daha uygun: ''Anne veya babanın 'Arkadaşlarına güven, bununla beraber kendine özel olanları herkesle paylaşmaman daha iyi olur', 'Erkek arkadaşların tabii ki olacak, eminim ki sen kendin için en doğru erkeği seçersin', 'Bazı erkekler aldatsa bile, her erkek aldatmaz kızım' gibi bir ifade içeren dili kullanmaları yetişen bireyin yaşamına güvenle bakmasını sağlar.''
''Suçu kendinizde aramayın''

Başarısızlığın kaynağını kendinizde aradığınızda ''Neden hep ben?'' demeye başlıyorsunuz. Bu da psikolojinizin bozulmasına neden olabiliyor. Hayatınızda böyle bir dönemdeyseniz, üzerinizdeki bu baskıyı hafifletmek için Psikolog Özge Türk kendinize şu soruları yöneltebileceğinizi belirtiyor: ''Ben ne yaşıyorum, bu olaya neler sebep oldu, karşı taraftaki insan ya da insanlar ne yaşıyor? Bu bakış açısı yaşanan olumsuz olayın net bir değerlendirmesini sağlar ve üzerinizdeki o derin yükü hafifletir.''
Yoksa bu durum kendi içinizde bir kısırdöngü yaşamanıza neden oluyor ki, Özge Türk, her olayın kendi içinde ayrı bir durum olduğunu ve ayrı bir değerlendirme gerektirdiğinin altını çiziyor: ''Herhangi bir durumla karşılaştığınızda, okları kendinize çevirmemek ve olaylara farklı bakış açıları getirmek gerekiyor. Yoksa hep aynı tekrarları yaşarsınız. 'Neden hep ben?' sorusunu 'Neden hep aynı olay?' ile değiştirirseniz etraflıca düşünebilme özelliğine sahip olursunuz. Bunu yaparken yazmak işe yarayan bir tekniktir. Bunu dışında bir uzman desteği alabilirsiniz''
Kuantumda 21 gün kuralı

Tekrar eden olumsuz deneyimlerimizin kaynağında yatan neden, korkularımız olabilir. Bu korkularımızı yenmede kuantum tekniklerinden de yararlanılıyor. Nilda Ferhan Efeçınar, öncelikle sorunun kaynağına inmek gerektiğini söylüyor: ''Öncelikle yaşamımıza bakacağız, hangi tarz olumsuz deneyimler yaşamımızda tekerrür ediyor. Bunu oluşturan düşünceyi tespit etmeliyiz. Örneğin sürekli sevgilileri tarafından terk edilen biri iseniz, terk edilmenin altında yatan ana korkuyu aramalısınız. Kendinize şu soruyu sorun; 'Terk edilirsem kendimi nasıl hissederim?' Bu sorunuzun yanıtı değersizlik, güvensizlik, beğenilmeme, yalnız kalma korkusu vs. olabilir. Peki ne yapacaksınız? Tespit ettiğiniz korkunuzun yerine bir olumlama belirlemeniz gerekiyor. Örneğe uygun olarak şöyle bir olumlama seçebilirsiniz. 'Ben her halimle değerliyim, kendi değerime sahip çıkıyorum, ben kendime değer verdiğim için çevremdeki herkes bana değer veriyor'. Bu olumlamayı 21 gece yatağa girdiğinizde uyumadan hemen önce kendi kendinize hissederek tekrarlamalısınız.''
Peki neden 21 gün? Çünkü Kuantum felsefesine göre, hücrelerimiz 21 günde bir kardeş hücrelere bölünüyor. Üç periyotta hücreler arasında yeni geçiş yolları, yani yeni bakış açıları oluşturulmuş oluyor. Böylece yeni bir düşünce doğuyor. Yeni düşüncenin yaydığı frekans, evrende kendisine eş frekansı arıyor ve yeni düşünce ''yaşamın akışına güvenmek'' ise, evrendeki eşleşme yasasına göre ''yaşamın güven dolu ilerlediği'' bir hayatın frekansıyla eşleşiyor. Yaşam Koçu Figen Kırca ise, kendimizi olumlu yönde kurgulamakta en önemli alanın ''söylemler'' olduğuna dikkat çekiyor. Kırca, küçük görünen ama üzerimizdeki etkisi büyük olan söylemleri kullanmamızı öneriyor. Yani ''Bundan sonra borç içinde olmayacağım'' yerine, daha da olumlu cümleler kurarak; ''Parayı ve insanları iyi yöneteceğim'' demek gibi... Bir de yine benzer şekilde yaşanan; ''Her şey geldi mi üst üste gelir'' sendromu var. Kırca'ya göre, bu zinciri kırabilmek için önce bu döngüden çıkmayı istemek gerekiyor. Bunu ne kadar yapabilirsiniz bilemeyiz ama Kırca, objektif olarak kendinize tepeden bakmanızı öneriyor. Çözüm, hayatımızı oluşturan birçok konuda ''Mutluyum, daha mutlu olmak için neye ihtiyacım var ve ne yapacağım?'' deyip; bu adımları uygulamaktan geçiyor. "

Ben arkadaşımın başındaki karabulutların bir an önce dağılmasını diliyorum.
Size de kötü şanstan uzak bir yaşam :)